|
"Yüksek
muhakemenize karşı kuru usul ve basit (prosedür) yoluyla söylenecek
son söz, bu âna kadar riyazî bir ispata kavuşturmuş bulunduğumuz
emniyetiyle, şudur:
- İzahını biraz evvel yaptığımız gibi, en uzak olduğumuz hedef
padişahçılık, kâmil zıddiyle aksini yaptığımız iş de Türk milletini
tahkirdir. Teşhir ve tahkir bakımından fertlerle, fertlerin şahıs
cepheleriyle de hiçbir alışverişimiz yoktur.
Fakat işi, "hâkimin takdiri" denilen fevkalâde geniş
ve şamil hakkaniyet duygusuna tevdi edince, kaydetmek zorunu duyduğumuz
birkaç nokta kalıyor:
(Büyük Doğu),
gerçek, saf ve aslî mânasiyle müslüman; başımıza ne gelmişse İslâmiyeti
anlıyamamak, onu en yeni ve en ileri zaman ve mekânlara tatbik
edememek yüzünden geldiği hükmüne bağlı; üç asırlık gerileme ve
bir asırlık garplılaşma tarihimizin baştanbaşa cehil, taassup,
anlayışsızlık, derken sahtelik, taklid, şahsiyetsizlik panayırlariyle
doldurulduğuna kâni; hele Meşrutiyetten beri gelen inkılâplardan
hiçbirinin eski hastalığa deva getirmediğine, eski yarayı büsbütün
azdırdığına emin; millî kurtuluş hareketinin ise Türkü mekân ve
madde pilânında kurtardıktan sonra zaman ve ruh plânında tam akamete
düşürmüş bir seyir takib ettiğini muterif; bütün çareyi öz kökümüzle
Garbın müsbet bilgiler lâboratuvarı arasında kurulacak asliyet
ve şahsiyet temellerine dayalı bir köprüde bulan; ve yalnız bir
dâvanın tecridini, teşhisini, tahlilini, terkibini, müdafaasını,
taarruzunu, ilmini, polemiğini, mürakabesini, mücahedesini yapan,
millî, millî üstü millî bir mefkûrenin ismidir. İşte bütün kabahat
ve günahımız, yahut biricik fazilet ve sevabımız bundan ibarettir.
Bizden yalnız bunun için nefret ederler; ve yalnız bunun içindir
ki, gözlerine birtakım vesile mikroskopları takıp, hangi kabahatli
uzvumuzu kesmekle kalbimizin durabileceğini ararlar. Çünkü onlarca
baş suçlu kalbimizdir; kanun ise bu uzva hiçbir suç biçmemektedir.
Topu topu iki yılı dolduran intişar hayatımızda üç kere kapatıldık.
Yedi kere mahkemeye verildik. Politikanın doğrudan doğruya hüküm
giydirdiği her defa yandık; kanunun mizan teşkil ettiği her defa
da beraat ettik.
Muhterem
Adalet Mümessilleri!..
Eğer kanun bir tansiyon âleti gibi, yalnız gördüğünü kaydeden,
hatır ve gönül dinlemeyen, bir çöpçü ile bir hükûmet reisini bir
tutan ulvî terazi ise, bu terazinin üzerinde sıfır noktasını geçecek
hiçbir sıkletimiz yoktur. Yok, eğer kanun, ille bu terazinin ibresi
bir sıklet kaydetsin diye sırtımıza zorla giydirilmek istenen
kurşun yüklü gömleklere müsamaha edici bir politika telkiniyetine
müstait bir nesneyse, sıkletimiz bir sene değil, tam altı sene
ağır hapis istihkakını göstermektedir. Kanunun ne demek olduğunu
ise mahkemeniz gösterecektir.
Alman devlet reisinin tehdidine "Berlin'de hâkimler vardır!"
diye karşılık veren köylünün meşhur cevabını elbette biliyorsunuz.
Eğer bu mahzun memlekette ve bu hazin şartlar içinde, hak ve hakikat
adına çırpı nan, yırtınan, kıvranan birkaç mücadeleci kalem varsa,
onların da tek tesellisi, kanunî mevzuların sıhhat ve adaletle
tartılacağı bakımından "Türkiye'de hâkimler vardır!"
kanaatıdır. Yoksa bütün teşkilatiyle üzerimize yürüyen zînüfuz
ve zîşevket politika saikine karşı, hâmi ve müdafî, sığınak ve
kucak diye kimi ve neyi bulacaktık? O zaman belki her fikir adamına,
ya kasidecilikten, yahut tanzifat ameleliğinden başka bir iş düşmeyecekti.
Yalnız sizin mevcudiyetinizdir ki, muhterem hâkimler, bize, üçbuçuk
fikir ve dâva adamına, hak ve hakikatı belirtmek cesaretini vermekte
ve arkamızı dayıyacak aziz bir siper teşkil etmektedir.
Muhterem
hâkimler!
Ben bu ağzımla katiyyen beraetimi istiyemem! Bir masumun bir mahkemeden
isteyebileceği ve benim istediğim tek nimet bu olsa da, ben bu
vaziyette "beraetimi istiyorum!" demekten hayâ ederim!
Ben sizden, Türkiye'de hâkimler bulunduğunu göstermenizi istiyorum!
Bir Türk fikir adamı, sizden, Türk kanunlarının bütün hakikatiyle
tecellisini istiyor. Bir fikir adamı ki, (Hristantos veledi Prodromos)
ismini taşımadığı için Türklüğe hakareti muhaldir... Bir fikir
adamı ki, Sarayı Hümayuna mensup kilercibaşı bilmem ne paşanın
oğlu da değildir ve hasbîlikten başka hiçbir vasfı yoktur... Bir
fikir adamı ki, yalnız "Allah ve ahlâk" dediği için
hapishaneye atılmıştır. Bir fikir adamı ki, ancak iki taksi otomobilini
doldurabilen ve kendisine yüksek tahsil genci süsünü veren birkaç
taharri memuruna karşılık, hakikatte bütün Türk gençliğiyle Türk
halkının ketum ruhundaki sessiz alkışlar içindedir... Bir fikir
adamı ki, İstanbul'u ziyarete gelen ve ne kendisini tanıyan, ne
de kendisinin tanıdığı bir Prensesten para istediğini ima edecek
kadar esfel ve ahmak; ve o Prensesi kapı kapı dolaştırıp "bu
menfur yalana imkân olduğunu bilseydik İstanbul'a gelmezdik!"
dedirtecek kadar denî ve şaşkın bir propagandayla çevrilmek istenmiştir...
Böyle bir fikir adamı, Türk kanunlarındaki hakkını beklemekte;
yalnız şu kadar söyleyebilmektedir:
- GERİLERDE,
DERİNLERDE, ENGİNLERDE TEK BİR ÜMİT KIVILCIMINA YER KALABİLMESİ
İÇİN, TÜRKİYE'DE HAKİMLER BULUNDUĞUNU GÖSTERİNİZ!"
|