REJİMİ
KÖTÜLEME DAVASI'NDAN / 1947
"İSLAMİ
NİZAMI PROPOGANDA ETTİĞİMİZİ SÖYLÜYORLAR! ŞÜPHE Mİ VAR? BİZ YALNIZ
BU İŞİ YAPMIYOR. BU İŞİ YAPMAK İÇİN YAŞIYORUZ. FAKAT PROPOGANDA
KELİMESİNE İŞTİRAK EDEMEYİZ. BU HASİS VE SEFİL KELİME, İSLAMIN ULVİYET
VE ÜSTÜNLÜĞÜNÜ TESBİT ETMEK GİBİ BİR FİİLE ALEM OLAMAZ. İSLAMIN
ULVİYET VE ÜSTÜNLÜĞÜNÜ HAYKIRMAK VE ANLATMAK KANUNCA BİR SUÇ MUDUR?
"İSLAM ULVİDİR" DEMEK, BAŞKA HER ŞEY SEFİLDİR VE YIKILMALIDIR"
DEMEK MİDİR"
|
|
|
Yazılı iddianamesine (Bedeviyyet) kelimesini koymayıp bunu huzurunuzda
söyliyen ve yüzlerce müslümanı bu odada can evinden yaralıyan savcıya,
ellinci kuşak büyük babasıyla ellinci kuşak torunu davacı olacağı
zaman kurtulabilmesi için, çare olarak şimdi ayağa kalkıp nadim
olduğunu söylemesini ve istiğfar etmesini hatırlatmak müslümanlık
vazifemdir." |
MALATYA
MÜDAFAASI'NDAN / 1952
YÜKSEK
BİR MAHKEME HUZURUNDA, FİKİR VE DELİLİN BOŞ BIRAKTIĞI YERİ KÜFÜR VE
HAKARET KELİMELERİYLE DOLDURMAYA ÇALIŞAN, BÖYLECE YÜKSEK MAHKEMENİN
DE İFFET VE HAYSİYETİNİ HİÇE SAYAN AMME MÜDAFİİNE TEKLİF EDİYORUM:
BÜTÜN HAYATI ÇİLE, GÖZYAŞI, ISTIRAP VE YOKSULLUK İÇİNDE GEÇEN VE HER
TÜRLÜ KOMPLO, İFTİRA, TAHKİR, TEHDİT, TAZYİK VASITASI ALTINDA BİLE KANUNİ
DAVASINDAN ZERRE FEDA ETMEYEN BU ADAMIN SURATINA İYİBAKSIN!... EĞER
GÜNLÜK POLİTİKAYA KÜÇÜK BİR İNTİSAP GÖSTERSEYDİ ŞİMDİ SAVCIYI (DİKTAFON)
ALETİ OLARAK KULLANMAK MEVKİİNDE BULUNMASI LAZIM GELEN BU ADAMIN SURATINA
İYİBAKSIN!... 8 AYDIR KORKUNÇ ZİNDAN KÖŞELERİNDE KÜL OLUP SÖNECEĞİ ANI
BEKLEYEN VE "YARABBİ, CANIMI AL, FAKAT BENİ DÜŞMAN SAFLARINA KARŞI
REZİL ETME!" DİYE YALVARAN BU ADAMIN SURATINA İYİBAKSIN!... BAKALIM,
NEFRET VE ISTIRAPTAN GÖZ GÖZ OLMUŞ BU SURATTA BİR HOKKABAZ VE SİMSAR
ÇEHRESİ GÖRECEK MİDİR? HOKKABAZLAR, SİMSARLAR, GERÇEK TAASSUP VE CEHALET
HAMİLERİ VE MÜDAFİLERİ, FAZLA TARİF GAYRETİNE GİRİŞMESİNLER! ARİFE TARİF
NE HACET... NAMELERİNE VE YÜZLERİNE TEK BİR GÖZ ATMAK YETER!... "
•
Yazılarımdan, evet, bir çoğu tahrif edilerek üstü ve altı gizlenerek,
bir kısmı bana ait olmadığı halde benim gibi gösterilerek verilen parçalar,
netice itibariyle Malatya hadisesine taalluk bakımından, yukarıdaki
marazi mantıktan daha ciddi bir şey ifade etmez. Üstelik takip edilmiş
ve hükme bağlanmış neşriyat olarak, tekrar ele alınması ve kendisiyle
alakasız bir planda yeniden canlandırılmak istenmesi noktasından, hukuki
gafların ve muhal isteklerinin en garibini belirtir. Yok, eğer, dirayetli
savcımızın muradı, bu yazılarla, benim sadece şiddetli müslüman, milliyetçi,
şahsiyetçi ve maymunvari taklit hareketlerine zıd bir tip olduğumu ispat
etmekse, zahmetlerine yazık...Onu bana sorsunlar, itiraf edeyim, ve
kanun dairesinde yalnız bu ölçülerin müdafaasından başka, şimdiye kadar
gaye gütmediğimi bildireyim. Fakat lütfen kendileri de şunu itiraf etsinler:
-ZATEN
BİZ SENİ, AHMET EMİN'İÖLDÜRMEK VEYA ÖLDÜRTMEKTEN DEĞİL, MAALESEF KANUN
DAİRESİNDE MÜDAFAA ETTİĞİN DÜNYA GÖRÜŞÜNDEN ONA BAĞLI OLARAK ÇATTIĞIN
HEDEFLERDEN DOLAYI TAKİP EDİYORUZ! MALATYA HADİSESİ, TARAFIMIZDAN TERTİPLENSEYDİANCAK
BU DERECEDE VERİMLİOLMASI KABİL, ENFES BİR BAHANEDİR! SEN, LEYDİMAKBET'İN
DEDİĞİGİBİ, ER HALİNLE, TİPİNLE, ÜSLUBUNLA, BOŞLUKTA MEKAN İŞGAL ETME
HASSANLA, HATTA MİDE VE TENEFFÜS CİHAZINLA, UYKULARIMIZI KAÇIRDIĞIN
İÇİN MAHKUMSUN!....
•
Ve
işte bu yüzden elimize geçen bahaneyi, kalp akçe de olsa, kanuna, hakimlere
ve adalete kadar sürmeğe, sağlam bir çek gibi göstermeğe kabulü için
her şeyi yapmağa mecburuz! Matbuat, göze görünür bir cisim olan bizimle,
millet ise göze görünür bir cisim olmayan Allah iledir. Yani ortada,
göze görünür bir cisimden başka bir şey yoktur. Vaziyeti anla ve hükmümüze
baş kes!
BUNU
SÖYLESİNLER, HATTA PEK KAPALI SÖYLESİNLER:"YALVARIRIM, YALVARIRIM,
KANUNA, ADALETE, HAKİMLERE, SELİM AKLA, VİCDANA KIYMASINLAR: BEN DE
BU SAMİMİYET KARŞISINDA, YALNIZ BU KADARCIK SUÇUM İÇİN İDAM KARARI RİCA
EDEYİM!...
İslamiyetin
ve kalbin ana direği olan ihlas, bu bayların gönlünden uçup gitmekle,
vicdanlarla dudaklar ve kalemler arasındaki mesafe, yıldızların başını
döndürecek kadar uzamış, namütenahiye ulaşmıştır. İthamcılarımızın karakteri
budur, fakat bu karakteri mahkeme ilamiyle tahkim ve takdis ettirme
teşebbüsü, hıyanet ve cinayetin bu derecesi, tarih boyunca yalnız bir
iki vak'aya münhasırdır. Böyle bir tarihi role namzet bulunan savcımızı,
garp fikriyatının babası Socrates'e zehir içirten Anitüs ve Meletüs'le,
hürriyet kahramanı Danton'u katlettiren (Fupqier Tinville) ler arasında,
şimdiden alkışlarım."
•
Malatya
Davasından Notlar:
Necip
Fazıl ayağa kalkarak, iddia makamında sırf kendisine karşı çıkarılan
4 savcıyı göstererek demiştir ki:
-Amme
avukatı olarak tek fikir etrafında tek kişinin temsil etmesi gereken
iddia makamında bu 4 kişi de nedir? Ben hiç bir operada 4 tenor görmedim!
•
Necip
Fazıl:
-Usule ait gayet mühim bir nokta arz edeceğim. Başlangıçta garip görünse
de dinlenmesini istirham ederim. Hapishanelerde sanıklar ve hükümlüler
"müddet-i umumi" tabirini "müddeyum" diye telaffuz
ederler ve kendileriyle düşüp kalkan, cezalarını infaz ettiren, idam
ipini çektiren "müddeiyum" olduğu için onu adaletin başlıca
temsilcisi sayarlar. Mahkeme hey'etine de adeta onun bir nevi zabıt
katipleri gözüyle bakarlar. Halbuki memleketimizde bazı hukukçuların
bile tam manasiyle kestiremediği bir hüviyet olarak savcı, taraflardan
biridir ve Batı dünyasında olduğu gibi mahkeme huzurunda yeri sanıkların
yanı başıdır. Bu makamda da sanıkların her türlü hücum ve taarruzuna
açık hedeftir. Bu bakımdan yüksek adalet temsilcilerinin huzurunda tıpkı
sanıklar gibi davalı, davacı ve amme müdafiliğinden ibaret üç unsurdan
biri olarak parmağını kaldırıp izinle konuşması ve mahkemenin cereyan
şekli üzerinde asla müessir rol oynamaması icap eder. Halbuki hakimlerle
aynı sırada ve seviyede oturan bizim "müdeyum"lar, sanıkları
susturmakta hakimlerin kulağına eğilip laflar fısıldamakta mübaşire
emirler vermekte, adeta duruşmayı idare rolüne bürünmektedir. Yağma
yok efendim; bundan böyle yanımıza gelip mevki almasalar da, oturdukları
yerden hüviyet ve salahiyetlerini bilerek hareket etmeleri ve her tezahürlerini
yüksek heyetinizden müsaade alarak meydana getirmeleri lazımdır. Ve
iyice kavramaları gerektir ki eğer hakimlerle aynı sırada oturuyorlarsa,
bu, bir hukuk anlayışsızlığının marangoz hatası şeklinde tecelli etmiş
ifadesidir.
•
Necip
Fazıl:
-Benim, müteşebbis sanıkları doğrudan doğruya azmettirdiğime dair elde
hiç bir delil bulunmadığına, her şey yazılarımdan alınan ilhamla yapılmış
farz edildiğinde ve bütün mes'ele böyle bir faraziyenin ceza hukuku
bakımından suç teşkil edip etmeyeceği üzerinde olduğuna göre, bu davayı
kökünden hall ve fasl edici bir misali takdim etmeliyim: Dünya edebiyatında
kıskançlığın şaheseri (Otelle) dur. (Şekspir) in meşhur (Otelle)su.
İmdi; hastalık derecesinde kıskanç bir koca, sırf bu hissi yüzünden
karısını öldürse de cebinden (Otello) çıksa şu, kürsünün üzerine eğilmiş
beni hayretle dinleyen kaytan bıyıklı savcı, (Şekspir)in iskeletine
pranga vurulması için Londra Savcılığına müzekkere mi yazacaktır? Daha
evvel de söylediğim gibi, her insanda, mücerrede ve umumi telkinlere
karşı bir (fren) ve hareketini sırf nefsine bağlayıcı şahsi bir istiklal
ve mesule duygusu olmak lazım gelmez mi?
•
Şahsen azmettirici olmadığı için yazılarının basın suçları çerçevesine
girmesi icabetçiğini ve onların da zaman aşımına uğradığını iddia edip
tahliyesini isteyen Necip Fazıl hakkinde ilk karar "zaman aşımı
görülmediğinden tahliye isteğinin reddine" şeklinde olmuş, müteakip
celsedense Necip Fazıl zaman aşımını isnat edince "her ne kadar
zaman aşımını isnat edince "her ne kadar zaman aşımı görülmüşse
de bu husustaki karar ana hükümle verileceğinden reddine" kaydiye,
çok garip bir vaziyet doğmuştur.
Bunun
üzerine Necip Fazıl celse kapandığı ve söz hakkı kalmadığı halde, reise
hitap etmiştir:
-
Efendim; zaman aşımının tespiti ve başka bir noktadan ittihat altında
bulunmadığımın tasdiki, vaziyetimi, hukukta "mevad-ı ibtidaye"
denilen çerçeveye sokar. Yani Ali aranıyor da Veli olduğum halde Ali
yerine de, "Öylesin amma, bu hususta verilecek karar ana hükümle
verileceğinden tahliye talebinin reddine" mukabelesinde bulunuluyor.
Öyleyse, Ankara'da ne kadar hırsızlık, cinayet, ırza tecavüz vakıası
varsa hepsinin birden fâili olarak beni tutsunlar ve benim, aranan adam
olmadığım hakkındaki iddiama, "Karar ana hükümle verileceğinden
tutukluluk halinin devamına" kararını versinler!...
•
Necip
Fazıl'ın bu hitabına, reisin verdiği fevkalade mânâlı bir cevap vardır:
-Hakkınız var, Necip Fazıl!
Reis Dazıroğlu, zamanenin politikasını ve adalet üzerindeki tazyiklerini
istihza yoliyle teşhir eden bir insandı.
Nitekim, Necip Fazılcı reis odasına çağırtmış, yanından jandarmaları
uzaklaştırmış ve ona şöyle demiştir:
-Tavan üzerime yıkılacak gibi oluyor. Cübbemi paralayacağım geliyor.
Fakat sizi tahliye edemiyorum! Anlayınız!...
VAHİDÜDDİN
MÜDAFAASI'NDAN / 1981
|
Muhterem
mahkemede derdest-i rü'yet bulunan yukarıda dosya numarasını zikrettiğim
işbu davada, suçun mevzuunu teşkil eden ve müvekkilim Necip Fazıl
Kısakürek tarafından kaleme alınan Vahidüddin Kitabı hakkında
Atatürkçülük müesselerinden Atatürk'e bağlı bilirkişilerin müştereken
"Hakaret yoktur!" hükmünü verdiği bu mevzuda kendimizi
daha fazla savunmaya ihtiyaç görmüyor ve adil kararınızı saygı
ile bilvekale arz ve istirham ediyoruz.
Sanık
Necip Fazıl Kısakürek
Vekili
|
|
geri
| başadön