|
Yüzü
içinden, içi yüzünden işaret veren bir insan... Yani bir
içe sahip olduğunu, bir iç taşıdığını belirten bir ifâde...
Umumiyetle olduğu gibi, içinin sığlığı veya derinliği yüzünde
cemadlaşmış olanlardan değil... Gizli ve hattâ acı bir iç...
Kendisini fâşetmeyen, dışına doğru gayet ihtiyatlı, sâkin,
telâşsız ağırbaşlı bir seciye...
Besbelli
ki, bu adam, günün (standard), aynı kalıptan dökme ucuz
politikacılarından uzak... Onu, 27 Mayıs gece baskınını
ihtilâl kabul etmeksizin, gerçek ihtilâlci tipine yakın
görebilirsiniz.
Kendisini,
partisine ümit elini uzattığım son seçimlerden 9-10 yıl
önce tanımış, evimde ve evinde birkaç kere görmüş, derin
bir nefs muhasebesine davet etmiş; ve açık söyleyeyim, hayalimdeki
lidere nispetle fazla vâdedici bulamamıştım.
Bu
arada, o, ağır ve dengeli adımlarla yürümeyi bildi; hiçbir
tarafa kapılanmadı, saman alevinden âni zuhurlarla imtiyaz
kazanma yoluna iltifat etmedi, kendine göre bir plân ve
strateji sahibi olduğu hissini verdi ve bilhassa en mühim
eseri olarak, ruhun fikrî kuvvetinden ziyade adale ve hareket
gücüne bağlı bir gençlik örgütleştirmeyi bildi.
Gerisi ve kendisine seçimlerde ettiğim hizmet malûm... Bunda
âmil, onun çekiciliğinden ziyade dâvamızı kalpazanca yürütmeye
bakanların iticiliği oldu.
Ezel
ve ebed arası büyük dâva yolunda, Millî Türk Talebe Birliğinin
misallendirdiği fikir ve iman mihrakına Türkeş'in hareketli
gençliğini oturtmak, stratejilerin en yamanı olabilirdi.
Türkeş bu sırrı anladı ve seçimlere doğru ilk karşılaşmamızda
meşhur "Bildiri"sini yüzbinlerce bastırıp dağıttı.
Türkün
ruh muhtevâsını kayıtsız ve şartsız İslâm olarak tespit
eden ve her şeyi bu muhtevâya tabî kılan, metbûluğu islâma
ve tâbiliği milliyetçiliğe bağlayan bu tarihî "Bildiri",
tamamlığından zerre feda etmez ideolocyamızın Türkeş tarafından
nasıl kucaklandığına ait huccet ve onun portresinde yepyeni
bir renk... Bizim seçimlerdeki davranışımız ise bu ilk kucaklayışa
verilmiş bir avans. Asıl ödenek ruhumuzun kasalarında ve
mahfuzdur.
Bir portre içinde daha fazla tafsilât verilemeyeceğine göre,
şu anda Türkeş, sadakat göstermemesini imkânsız gördüğümüz
bu ilk kucak açışın ve bugüne dek kendisini yıpratmayışın,
israf etmeyişin hakkiyle ümit beslemek zorunda olduğumuz
tek çehre...
•
•
•
Türkeş'in
Partisine gelince, daha ortada Erbakan yokken aramızda bazı
temaslar olmuştu. Benim, Erenköyündeki evimde ve onun Ankara'daki
apartmanında yemekler yendi. Bana kafalı ve kültürlü bir
insan intibaını veren Dündar Taşer'in de katıldığı bu toplantılarda
kendilerine bir anlaşma protokolü vermiş ve tek şartım olarak
cihana İslâm projektöründen bakmak ve mihrak tefekkürü İslâmda
merkezleştirmek esasını öne sürmüştüm.
Dündar
Taşer'in cevabı şu olmuştu:
- Eğer biz bu protokolü imza edersek, Partimizi kapatırlar!
Diyememişti ki:
- Biz bu protokolü, meydan yerinde, Agorada, rejimin gözü
önünde imzalayamayız; fakat parmaklarımızın tuttuğu kalemle
atılacak imza yerine ruhumuzun parmağını basarak doğrulayabiliriz.
O gün,
bugün, 10-12 yıldır, dâvamızın köprüsü altından nice sular
geçti ve tam bir anlaşma ve kenedleşme imkânını bulamadığımız
Türkeş ve arkadaşlarıyle aramızda hiçbir yakınlık istidadı
beliremedi.
Son
hâdiseler "Kimya kâğıdı" teşhisimizde dokunduğumuz
gibi, artık bütün sahteliklerin ortaya dökülmesini ve hakikat
ne taraftaysa gösterilmesini emrediyor artık...
Bir röportaj münasebetiyle suallerini cevaplandırdığım Ülkücü
Gençliğe ve dolayısiyle MHP'ye bağlılığını bilenler, beni,
kiralık vicdan esnafı gibi bu defa MHP'den yana sanıyorlarsa,
yalnız kendilerini görmekle kalıyorlar ve görüşlerinin sığlığında
boğuluyorlar demektir.
Ben
yalnız Hak'tan ve onun yoluna yol veren Büyük Doğu'dan yanayım...
Ülkücü Gençlik veya Milliyetçi Hareket Partisi'ne karşı
durumumu, bundan 10 yıl evvelki Büyük Doğu'da, "Kısakürek
ve Türkeş anlaşması" başlığıyla çıkmış şu yazı, bütün
tazeliğini muhafaza ederek gösterir:
- Haberiniz var mı. Kısakürek ile Türkeş anlaştılar!
- Necip Fazıl'ı kazandık! Bundan böyle onunla el eleyiz!
- Büyük Doğu'nun ilk sayısında kapak resmi Türkeş'e ait...
Derginin altı sahifesi de bize tahsis ediliyor!
- Büyük Doğu'nun çıkmaya hazırlandığı günlerde habire çalıştırdıkları
şifahî rotatiflerle, bazı siyasî mahfeller ve yüksek tahsil
gençliği muhitinde yayılan yukarıdaki ve benzeri haberlere
verilecek cevap, şu, elinizdeki Büyük Doğu'nun ifade ettiğinden
başka bir şey olamaz. Böyleyken, değil Türkeş ve C.M.K.P.,
Roma'daki Vatikan'dan, Moskova'adaki Kremlin'e kadar bütün
ideolocya merkezleriyle derhal anlaşmaya ve el ele vermeye
hazır olduğumuzu bildirir ve bunun tek şartı olarak şu ana
ölçünün kabulünü ileri süreriz:
"Bütün emirleriyle Allah ve Resûlü... Gerisi topyekûn
bâtıl!"
İsa
Peygambere, atfedilen, doğruluk derecesini bilmediğimiz,
fakat söz olarak çok sevdiğimiz bir düstur, bizi tam mânasıyle
ifade eder:
"- Bizden olmayanlar bize zıttır; bizimle cem etmeyenler
dağıtır!"
Bugün ise benim için MHP ve Ülkücü Gençlik, ümidimi kökünden
baltalamış olanlara karşılık, Bozkurdu söğüt ağacına döndüreceği
günün hasreti içinde, uzaklarda çakan bir "Ümid Burnu"
feneri... Büyük Doğu gemisi Kâbe yolunda, Süveyş Kanalını
ellerinde tutanlara mukabil, Ümid Burnu'ndan dolaşmaya katlanacak
kadar fedakârlık gösterir de oradan da yol bulamazsa artık
paraşütçü birliklerle tepeden inmeyi düşünmekten gayri bir
hesap sahibi olamayacaktır.
İster
arkamızda milyonlar olsun, ister tek başımıza kalalım, yolumuz
budur!
Aynen mürşidimizin diliyle:
"- O ki Allah'tan mahrumdur, neye maliktir; ve o ki,
Allah'a maliktir, neden mahrumdur?.."
MEĞER NEYMİŞ?
Neticede
ne oldu? Muradımız meğer neymiş?
Benim MHP'li bir gazetede, içimde uzun zamandır bir su seviyesi
gibi yükselen iradî bir davranışla, bellibaşlı bir plân
çerçevesi içinde, fakat belki biraz gecikecek olduğu halde
sırf bazı anlayışsız ve nasipsizlerin itişi yüzünden kaleme
aldığım yazılar meğer ne gibi bir hedef kolluyormuş?
Bu
gaye, 3 Mayıs günü Alpaslan Türkeş'in bütün ajanslara ve
gazetelere verdiği el ilânı şeklinde bastırıp Anadolu'nun
her tarafına dağıttırdığı (Türk Milletine Beyanname) isimli
bildiri ortaya çıkıncaya kadar sezilemedi. Sadece anlaşılamamakla
da kalmadı; bütün maskaralık ve sahtekârlıklara karşı şahlanma
zemini arayan iki büyük gençlik grubundan ruh pınarı Millî
Türk Talebe Birliği topluluğu ile adale şelâlesi ülkücü
Gençlik arasında kurmaya çalıştığım köprü hikmetini de anlayan
olmadı. Aksine, bu hareketimi, yavrusunu boğan kedi misaline
kadar tersinden yorumlayanlar görüldü.
İslâm
stratejisini patikalarda ve çıkmaz sokaklarda hebâ eden
Millî Selâmet Partisi'ne karşı tavrım da, özlediğim parti
veya için için yetişme muhitlerini körleştirmekten başka
bir rol oynamaması bakımından en büyük takdirle karşılanacağına,
iç ve gizli maktâları göremeyenlerce üzüntülere ve şahsım
hakkında şüphelere yol açtı.
İster
gençlik safları, ister parti blokları arasında gûya mânamızdan
izler taşıyıp da o izler adına bize nâdanlık gösterenlere
topyekûn cevabımız, eski Yunan'ın (Attik) devresinde (lirik)
şiirin babası (Pindaros)un, hem de (Perikles) çığırının
pırlanta cemiyeti hakkında söylediği bir sözdür:
- "Meğerse ben, bütün bir ömür, katırlara saman yedirmek
dururken yemliklerine çiçek doldurmuşum! Vâh emeklerime!"
Bu
hal o kadar gücüme gitti ki, onun dâvamızı nasıl iflâsa
götürdüğünü göstermek için, kalbime, Türkiye çapında bir
haykırış koparmak arzusu düştü. Haykırışımı bir basın toplantısı
halinde bütün ajanslara ve gazetelere vermeye kadar düşündüm.
İşte:
"Son zamanlarda MHP'den yana bir gazetede vâki neşriyatım,
hâdiseleri, topraktaki süprüntülük ağaç döküntülerinden
ele alıp dallara uzanamayan ve köke inemeyen bazı cüceler
âleminde, şahsıma ve fikirlerime karşı dil uzatma vesilesi
olmuştur.
Vaziyetimi, böylelerine karşı değil de, mâneviyatçı ve mukaddesatçı,
sâf ve som Türk Gençliğine ve umumî efkârına belirtmekte
isabet görüyorum:
1 - Kurulduğu ândan başlayarak hakkında daima şüpheci bir
ihtiyat muhafaza ettiğim, türlü koalisyon ve muvazaalarla
hükûmete girdiği günden beri de hiçbir tutum ve davranışını
benimsemediğim, kendi öz gazetesinde bile en acı tenkitlere
hedef tuttuğum, nihayet 4 yıldır belki 40 mahrem toplantıda
gerekli yüksek stratejiye çağırdığım, fakat hiçbir defa
hiçbir semere alamadığım ve "Büyük Doğu idealinin düşük
çocuğu" diye vasıflandırdığım Millî Selâmet Partisi'ni,
güdücüsü bakımından, bugün, devam ettirdiği hal ve tavır
üzerine, manevî kursağında ekmeği yatan bir baba hakkiyle,
aziz dâvamızın harcayıcısı ve batırıcısı olarak ilân ederim!
Ne yazık ki, bugünedek küfrün halis müslümanlar hakkında
kullandığı "istismar" kelimesi, şimdi aynı müslümanlar
tarafından bu güdücü ve tâbileri hakkında kullanılsa yeredir.
Taban münezzeh, fakat zirve müttehim...
2 - Yazılarımda motor ve adale kuvveti olarak gösterdiğim
Ülkücüler çevresiyle, beyin ve kalb merkezi diye nitelediğim
M.T.T.B. muhitini, herbirinin eksiğini öbüründe tamamlaması,
halis milliyetçiliği kabukta değil, ruhî muhtevada bulması
ve mutlaka elele kucak kucağa gelmesi gereken iki ana topluluk
şeklinde gösterir ve yazılarımdaki temel plânın bu gâyeden
ibaret olduğunu belirtirim.
3 - Mebusluğu, Senatörüğü, Bakanlığı, şu veya bu makamı
Hakk'ın bana bahşettiği bugünkü manevî makam yanında ancak
küçülme diye ele aldığımın bilinmesini diler ve böylece
tam bir hasbîlik kürsüsünden haykırırım ki, İslâmı başına
taç diye giyecek ve o tacın altındaki gövdeyi sadece taca
hizetçi bilecek ve 150 yıllık sahte inkılâplar boyunca bu
dâvanın en ince ve üstün stratejisini sürdürecek partiye
talibim; onun mevcutlar içinden ve dışından olup olamayacağını
dikkatle takip durumundayım ve karanlık ufuklarımızda beklediğimiz
müjdeden bazı çakıntılar görmekte ve pek yakında bir güneş
bombasının infilâkını beklemekteyim.
Bana
çatanlara gelince, bunlar, bazı başlıklarına yeni moda kelle
resimleri yerine kara sinek markası konulması gereken (amip)
kalemler... (Amip)lere kurşun sıkılmaz.
Hakk'ın bu ve öbür dünyada mîzanına inanmış müminlerin rahatlığı
içindeyim."
Fakat
sonradan vazgeçtim. Belki İlâhî bir tecelli ile kendi kendilerini
ıslah yoluna girerler diye, işi Allah düşmanlarınca istismar
edilmesi mümkün çapta ayyûka çıkarmayı doğru bulmadım ve
bir (oto kritik) mahiyetinde bizden bir iki neşir organiyle
"Rapor 3"e tahsis etmeyi uygun buldum.
Ve
işte "bildiri"de beklediğimi kaydettiğim güneş
bombası patladı.
Alparaslan Türkeş, 13 Mayıs günü "Türk Milletine Beyanname"
başlığı altında kaleme alıp bütün ajanslar ve gazetelere
gönderdiği ve milyonlarca nüsha bastırıp her tarafa yağdırdığı
tarihî bildiri ile, takip ettiğim stratejiyi taclandırmış
ve kendisini hilkatindeki altun mâdenin 24 âyarlık keyfiyeti
içinde göstermiş oldu.
|
TÜRK
MİLLETİNE BEYANNAME
"MHP'nin
lideri Alparslan Türkeş, 1977 seçimi eşiğinde
nefsinin ve partisinin hesabını şöylece vermek
mevkiindedir:
1 - Alparaslan Türkeş, yatalak bir idareye karşı,
fikirsiz bir hareket saydığı 1960 ihtilâline,
başta, sırf bir fikir yönü vermek ve Cumhuriyet
Halk Partisi'nin ihtilâli sömürmesine mâni olmak
için katılmış fakat bu gidiş önlenemeyince uzak
kalmış, Türk Milleti ve tarihinin ihtilâl kadrosuna
biçtiği suçluluk dairesinin dışında kalmayı
ve ibrasına nail olmayı şart bilmiştir.
2 - Alparslan Türkeş ve Parti'sinin dünya görüşü,
ruhî muhtevaya bağlı milliyetçilik olarak metbûluğu
(bağlı olunan) ruha ve tabiiliği milliyete veren
bir anlayış içinde tek kelimeyle İslâm imanıdır.
3 - Alparaslan Türkeş ve Partisi, milliyetçiliği,
içi kevserle dolu bir kâse şeklinde görür, ana
kıymeti kâsede değil, kevserde bulur ve o kevserin
nûrunu ışıldattığı nispette kâseye değer verir.
4 - Alparslan Türkeş ve Partisi, bugün en keskin
bunalımını yaşayan insanlığa yol gösterici istikamet
oklarını, Kâinatın Efendisi'nce getirilmiş ruh
ve ahlâk ölçüleri olarak ilân eder ve tasarılarını,
hasretlerini, her şeyini bu inanç mihrakında
toplar.
5 - Dostluk ve düşmanlık kutuplarımızı tâyinde
kıstaslarımız şudur ki: Ferd, zümre, sınıf ve
makam olarak her kim ve her ne olursa olsun,
Hakk'ın düşmanları düşmanımız, Hakk'ın dostları
dostumuzdur.
Türk
Milletinin maruz bulunduğu derin bunalımın tarihî
gelişmesi bakımından yöneticilerin Türk Milletinin
dert ve ızdıraplarının sebeplerini teşhis edemediklerini,
tedbir ve çarelerde revizyona tabi tutamadıklarını
ve taklitçi kaldıklarını görüyoruz.
Türk'ün ruh köküne inmeyen ve bağlanmayan her
tedbirin temelsiz kalacağı inancındayız.
1977
seçimlerinin eşiğinde, başta milliyetçi, mukaddesatçı
Türk gençliği bulunmak üzere, Alparslan Türkeş
ve Partisinin hüviyeti bu satırların ifade ettiği
derin mânalardan ibarettir."
ALPARSLAN TÜRKEŞ
MHP GENEL BAŞKANI
|
|
|
Onu
da benim beyannamem takip etti:
|
|
BEYANNAME
M.H.P.
Genel Başkanı Alparslan Türkeş'in "Türk
Milletine Beyannamesi"ni okudum.
Pılı-pırtı odalarının raflarında dizili, kapağı
arkasına devrik ve içi boş, hattâ süprüntü dolu
teneke konserve kutuları halindeki partiler
arasında, bugünden itibaren MHP, nazarımda bambaşka
bir mâna ve hüviyet sahibidir. Onu, müslümanlık
ve Türklüğün gerçek hakkını vermeye namzet bir
topluluk olarak anıyor ve canımın içinden selâmlıyorum.
Bu beyanname, tâ Cava'daki mü'minle Amerika'daki
zenci müslümana kadar bütün İslâm âlemini ihtizaza
getirecek ve oluş dâvasını temellendirecek kıymette
tarihî bir hâdisedir. İdeal yumağımızın her
lifini içinde saklayan bir tohum... İslâm âleminin
Türkiye'den beklediği zuhur ve tecellinin tohumu...
Türkeş
beyannamesinde dört ana esası, bir binanın dört
direği halinde vazetmektedir:
1 - 1960 gece baskınının sorumluları arasında
değildir.
2 - Posa ve kabuk milliyetçiliğinden uzak ve
ruhî muhtevâya tâbi mânada milliyetçidir.
3 - Başını dayadığı tek ruhî muhtevâ, yine tek
kelimeyle ve bütün ölçüleriyle İSLÂM'dır.
4 - Son 150 yıllık taklit devremizin bütün sahtekârlıklarını
tezgâhlayacak ve gerçek oluşu billûrlaştıracak
bir tarih (revizyon)una taliptir.
Ne
Mebus, ne Senatör, ne Bakan, ne şu, ne bu !..
Allah'ın bana biçtiği manevî makam ve memuriyeti
bunlardan hiçbiri tercüme edemez. Bu bakımdan
en canhıraş ihlâs ve hasbîlik kürsüsünden haykırıyorum:
40 yıllık mücadele ve yepyeni bir gençlik inşası
hayatımda, bugün, bu beyannameden, bu beyannamenin
sahibine ve partisine taktığı şeref ve mesuliyet
bâzubendinden sonra, artık, emin olmaya yakın
bir ümid nefesi alabilirim.
150 yıldır hergün biraz daha artıcı bir hasretle
kurtarıcısını bekleyen Türk Milletine "beklediğin
geliyor!" müjdesini vermenin ilk ümid günü
bu tarihî ândır.
"Emin
olmaya yakın ümid" ışığının çaktığını gördüğüme
ve bu ışığı nice defa hayâl edip de karanlıklara
düştüğüme göre, bundan böyle yeni inkisarlara
tahammülü kalmıyan yanık yüreğimi, dâva yolunda
en küçük istikamet hatasına razı olmaz bir hassasiyetle
bu beyannamenin halkaladığı sıcak avuçlara bırakıyor
ve 40 yıllık emeğimin semeresini bu çevrenin
aksiyoncu ruhundan bekliyor ve istiyorum!
İçi
alev alev müslüman, dışı pırıl pırıl Türk ve
içi dışına hâkim, dışı içine köle, yeni Türk
neslinin maya çanağı olmak ehliyeti hangi topluluktaysa
ben oradayım.
Allah'ın inayeti ve Resûlünün ruhaniyeti bu
yoldakilerin üzerinde olsun!..
Necip
FAZIL
|
|
•
•
•
İhtimal
âleminde, nefsini böyle bir beyannamenin bağı ile sımsıkı
sarıp da sonra onu çözebilmenin özür ve çaresini tedarik
etmek diye bir şey mevcut olmadığına, beyannamenin her harfinden
ihlâs ve samimiyet aktığına, esasen Türkeş her haliyle böyle
bir şüpheden münezzeh ve herhangi bir menfaat hesabından
müstağni bulunduğuna göre...
Bütün bu gayretler,
Meğer neymiş?
Neye imiş?
Niçin imiş?
El-cevab:
Sadece Allah ile Resûlünün, en ince, en nâzik ve en halis
mânada yolunu açmak içinmiş!
|